Komsu blogun dususte olan musiki tercihleri sebebiyle intervention yapma geregi duydum. Blog dunyasindaki seviye yukselsin biraz lutfen.
Bu arada HIMYM'deki Quintervention esprisi Jeremy Lin esprilerine gonderme kesin.
HIMYM demisken, sictilar batirdilar yuzlerine bulastirdilar yazik oluyor.
Ayrica 21 Jump Street hic beklemedigim bir sekilde baya komikti, hosuma gitti. Jonah Hill yapiyor adam. Knocked Up'tan iyi, Superbad ile ayni seviye. Ama bir Borat degil tabi. The Dictator'un kotu olmasindan cok korkuyorum. Ozellikle Bruno'dan sonra.
Sunday, April 1, 2012
Wednesday, March 28, 2012
Porn for Children
Evet 9gag de commentlerde yakaladım ama burayı haketti gerçekten. baya bi güldüm ben şahsen.
Disclaimer: NSFW!
yes I do know how to embed videos :)
Disclaimer: NSFW!
yes I do know how to embed videos :)
Monday, March 26, 2012
Sexxxy
Bir rekor kırıyorum ve yıllardır ilk defa 3 yazı üst üste ben yazıyorum. What's up???? Gerçi bu yazıya sadece bir video koyucam ama bence bu da sayılır bence çok komik bir video. İyi eğlenceler..
http://www.youtube.com/watch?v=GaoLU6zKaws
PS I love you
http://www.youtube.com/watch?v=GaoLU6zKaws
PS I love you
Thursday, March 22, 2012
Goddam (!)
komutan yine yazısında üstüme oynamış ama ben pozitif algılıyorum söyldiklerini, zaten güzel şeyler yazmış da özgüveni olmayan biri ters algılayabilirdi. gerçi kendi biraz egosunu da tatmin etmiş de neyse. heralde amsterdam'da son günde (ben yokken) çok eğlenmiş olmalı :) uzun lafın kısası, amsterdam güzel yer. tabii derbiyi izlemek için gittiğimiz banliyö'nün de amsterdam sayıldığını düşünürsek, belki de yereline o kadar güzel gelmiyor olabilir. c'est a la vie süper salladım ama ingilizce such is life demek. yani ben TR'den çıkmak istiyorum o yüzden amsterdam'ı beğeniyorum, orada yaşayan da sıkılıyo vs.
downtown amsterdam'daki kızların güzellik çıtası o kadar yüksek ki, böyle şok oluyor insan. şaka değil bir ara kaybolmuşken kendimi ilk defa yurtdışına çıkmış biri olarak hissetim. snobbish olması için söylemiyorum, o hissiyatı yaratmak istiyorum sizde de. yeni yerler görmek ve yeni insalarla sohbet etmek kadar insanı canlı hissetiren başka birşey yok. Kerem ile ilgili de şu tespiti yapmak istiyorum. Onunla iletişim kurarken her zaman beklediğini 10 katını geri alıyosun. sen a? diyosun o sana somali'nin başkenti söylüyor. kötü bir örnek oldu ama amsterdam'da olan orada kaldığı için bu örnekle yetinceksiniz.
o kadar konsantrasyon kaybına uğradım ki bu hafta haddi hesabı yok. bir iki gün evden çalışmak zorunda kaldım. çalışmada da bu kadar az productive olunmaz heralde. neyseki bu akşam biraz beklenilenin üzerine çıkabildim. artık tabi içime şöyle bi korku giriyo, 2-3 gün yazılıma bakmazsan herşeyi unutucam korkusu. ie. göt korkusu. acaba diyorum ki heyecandan mı. ulan şu yeni işe de geç kalmam heralde. nazar değmesin.
kilo vermemle birlikte halı saha performansıma bir artış oldu. heralde bunu görmezden gelmeyeceksiniz. geçen maç galiba 4 gol attım, 2si sol ayakla. kornerden de attım sayılır ama golü komutan'a yazalım, adam iyi organizasyon yaptı, bir de ilk gol attı ki ben diyim tsubasa, sen de lebron james. ve gerçekten futbolu anlayaman insanlarla futbol oynamak, elektrik priziyle ilişkiye girmek gibi, böyle tüyleriniz diken diken oluyo. ama yine de yapıyosunuz.
fenerbahçe'ye hiçbir ceza gelmeyecekmiş, rahat olun. 100% eminim artık. kaynaklarımı açıklamıyorum ama beni tanıyanlar zaten bilir. beyler michigan state elenmiş eyvah! evet fazla sarkastik oldu ama şey hissini canlandırıyım dedim, böyle sadece march madness'da basket takip edenler olurya, bahis fln oynarlar barlarda. nedir bu herkesin approval sevdası be kardeşim. başkası seni sevince olay mı oluyo. gerçi galiba ben de böyle hareket ediyorum ama neyse. Tokyo essayi yazmış adamım ne de olsa. biraz önce bi arkadaşım bana içindeki insana engel ol, dedi , belki de mutluluğumun anahtarı burda gizli.
happy 420
downtown amsterdam'daki kızların güzellik çıtası o kadar yüksek ki, böyle şok oluyor insan. şaka değil bir ara kaybolmuşken kendimi ilk defa yurtdışına çıkmış biri olarak hissetim. snobbish olması için söylemiyorum, o hissiyatı yaratmak istiyorum sizde de. yeni yerler görmek ve yeni insalarla sohbet etmek kadar insanı canlı hissetiren başka birşey yok. Kerem ile ilgili de şu tespiti yapmak istiyorum. Onunla iletişim kurarken her zaman beklediğini 10 katını geri alıyosun. sen a? diyosun o sana somali'nin başkenti söylüyor. kötü bir örnek oldu ama amsterdam'da olan orada kaldığı için bu örnekle yetinceksiniz.
o kadar konsantrasyon kaybına uğradım ki bu hafta haddi hesabı yok. bir iki gün evden çalışmak zorunda kaldım. çalışmada da bu kadar az productive olunmaz heralde. neyseki bu akşam biraz beklenilenin üzerine çıkabildim. artık tabi içime şöyle bi korku giriyo, 2-3 gün yazılıma bakmazsan herşeyi unutucam korkusu. ie. göt korkusu. acaba diyorum ki heyecandan mı. ulan şu yeni işe de geç kalmam heralde. nazar değmesin.
kilo vermemle birlikte halı saha performansıma bir artış oldu. heralde bunu görmezden gelmeyeceksiniz. geçen maç galiba 4 gol attım, 2si sol ayakla. kornerden de attım sayılır ama golü komutan'a yazalım, adam iyi organizasyon yaptı, bir de ilk gol attı ki ben diyim tsubasa, sen de lebron james. ve gerçekten futbolu anlayaman insanlarla futbol oynamak, elektrik priziyle ilişkiye girmek gibi, böyle tüyleriniz diken diken oluyo. ama yine de yapıyosunuz.
fenerbahçe'ye hiçbir ceza gelmeyecekmiş, rahat olun. 100% eminim artık. kaynaklarımı açıklamıyorum ama beni tanıyanlar zaten bilir. beyler michigan state elenmiş eyvah! evet fazla sarkastik oldu ama şey hissini canlandırıyım dedim, böyle sadece march madness'da basket takip edenler olurya, bahis fln oynarlar barlarda. nedir bu herkesin approval sevdası be kardeşim. başkası seni sevince olay mı oluyo. gerçi galiba ben de böyle hareket ediyorum ama neyse. Tokyo essayi yazmış adamım ne de olsa. biraz önce bi arkadaşım bana içindeki insana engel ol, dedi , belki de mutluluğumun anahtarı burda gizli.
happy 420
Sunday, March 11, 2012
Feel the Rain
başlıkta ki göndermeyi anlayanlara selamlar.. aylardır yazı yazmıyorum hatta teknik olarak bir sene bile olmuş olabilir. bir süredir de aklımda listeler yapıyordum ama yazmayınca pek bir anlamı kalmıyor. ee tabiki bu düzenli bir yazım olduğunu göstermiyor, klasik komutanesque bir düzende yazıcam. kuzenim memo [bunu okuyosun şu an biliyorum] çalmazsan sevinirim. benim pek umrumda değil ama birgün bir başkası olursa p***** keser ona göre.
*içtiğimin ertesi günü inanılmaz açıkıyorum. ne olsa yiyorum. yani gerçekten insatiable bi durum var. hani böyle gece dürümzade işkembe ayarı olur ya, benimki uyanınca da tam 24 saat sürüyo. çok ilginç.
*gaslamp killer diye ünlü bir dj varmış, evet tanımıyodum, ama tanıştık bizzat. komutan fotoğraf çekmem için telefonunu bana verdi, bir türlü beceremedim. yani olmadıkça da adam sürekli "baby with a shotgun" demeye başladı. e bu sefer ben kitlendim. deplasmandaki karabükspor ve fenerbahçe gibi oldum. o kadar üzüldüm ki, hala aklımda. ama gaslamp'ın arkadaşı phishhead çıktı ve fistbump yaptık mike gordona gideceğimi duyunca.
*the l word diye bi dizi, abi adamlar yapmış. çok iyi. sadece kızlar mızlar var diye değil, oyunculara böyle bağlanıyosun resmen[insert gay seal].
*iki senelik sözleşme imzaladığım kurum biraz beni korkutuyor. yani evet heyecanlıyım, bence çok güzel şeyler olacak ama çok uzadı artık geri dönüşüm. 2013 ağustos diyodum, ulan 2014 nisan oldu, napcaz şimdi? ha en azından şöyle bişey öğrendim, avusturlya'ya nitelikli göçmenlik başvuru bazlıymış. en kötü avusturlya veya yeni zelanda diyorum artık.
*saçlarımla oynama alışkanlığı artık çok net bir hastalık oldu. bir adam bile tutabilirim ben çalışırken gelsin saçımı ya tarasın veya oynasın. gerçekten bazen sokakta yürürken bile oynuyorum ve ne kadar gerizekalı göründüğümü bilmeme rağmen duramıyorum. kesin spastik gözüküyorum. ama işte insan doğası...
*biraz önce aylardır sinemaya gitmediğim için kaçırdığım captain america'yı izledim. abi ben kötü filmler seviyorum. seve seve izledim, heyecanlandım bile. avengers'ı bekliyorum artık. 24 nisan mı ne galiba. güzelmiş. bilgeadam kursumun son gününe gelmesi de jabası.
*sakallarım çok garip çıkıyo. her yerden karışık. zaten yeterince çıkmıyo
*uyuyamıyorum. sabah zor uyandım dedimki eve gidince nasıl uyurum ulan saat kaç oldu uyuyamıyorum. kahveden mi oluyo acaba. çünkü ellerim ve ayaklarım da çok üşüyo kahve içince. interesting.
*insanların hayatıma müdahele etmesinden nefret ediyorum. sana noluyo? kötüsü ve iyisiyle bu benim hayatım değil mi. insan üzülmeden gerçekten dibe vurmadan bazen öğrenemiyo. istediğimle konuşurum nolacak. hee belki bencil düşünüyorum çünkü başkaları da benim yüzümden üzülüyor olabilir ama onların problemi. ben herkesin karakter zaaflarını düşünüp hareket etmek zorunda değilim. kolektif düzeni zaten hiç sevmem. belki bu bencillik değil de saflıkta olabilir. herkesi hep benden zannederim. ama nerdeeee.. ama işte gün geliyo değerimiz anlaşılıyo
*böyle videolardan önce 30 saniyelik reklamlar olur ya. hepimiz nefret ediyoruz hemen x'e basıp çıkıyoruz. sırf trendyol'unkilerde hadise'cim var diye 30 saniyeyi de izliyorum. canım benim ya
*kendim topluluk içindeyken konuşmaya bayılıyorum ama başkası konuşmaya başlayınca sıkılıyorum. he yanlış anlaşılmasın, kesinlikle çok iyi dinlerim ve iyi de tavsiye verdiğimi düşünüyorum ama HİÇBİR zaman müdahele etmem. maço türk erkeği ayaklarına yatmam. "salak mısın" tarzı lafları da sadece tartışmalar da kullanırım. attention whore değilimdir umarım. herhalde bir sorunum var ki her zaman herkesin beni approve etmesini istiyorum, o yüzden de çok nadir hayır derim. bu tabii ki beni inanılmaz güzel yerlere taşıdı ve hayatımda hiçbir zaman unutulmayacak kişilerle tanıştırıdı ama aynı zamanda başıma bütün işleri de bu açtı. belki de hayat gibi işte. bardağın yarısı dolu yarısı boş
*kimseden nefret etmedim. gülerim geçerim ama yargılama değil
*haberleri artık sadece komedi olsun diye izliyorum. sadece. 10 haberden 6sı beni karamsarlığa kaptırıyo. artık gerçekten de umurumda değil. burda kimsenin değiştiremeyeceği ağır problemler var. usta ben gidiyim bence. belki bu yüzden yazılım tam benlik oldu. çünkü global ve standart. ve dünyasının içinde kayboluyosun. tam bana gereken o uyutma, stand-by hissini bana sağlıyo. sanki günler böyle akıp gidiyo ve etrafımdan izoleyim.
*sadece haberler değilde üniversitede hala aynı şeyler mi öğretilir yuh artık. koskoca master dersi lise'de ki business eğitimimle yetiniyorum. abi nasıl olur ya. ödevler quizler fazla basit. he tam benlik tabi ki ama artık benim için kolaya kaçmanın zamanı değil ki. benim derste öğreneceğim birşey çok önemli teknik şeyler öğretebilir. optimizasyon çok önemli.
*bu arada kendine yaşa falan muhabetti derken yanlış anlaşılmasın. intihar burada klasifikasyon dışı. bazı insanlar varki hayatımda onlar olmadan yapmayı düşünmek istemiyorum. elbet yapılır da neyse tamam uzatmıyım şimdi
*galiba şu an ağlıycam
*uzun süredir kullandığım bir pinterest diye site var. bana ilk kuzenim göstermişti. komutan da geçen oradan bişey paylaşmış galiba çok hoşuma gitti. zaten bu bob marley'nin bu byazının başlığına konu olan [bahsi geçen gönderme bu değil] lafını da ilk pinterest de görmüştüm. bari lafı da yazıyım gidip aramasın burayı okuyan 3 kişi. rakam educated guesstir. "some people feel the rain, other just get wet" 'nuff said
*site mite yazılım derken böyle başka siteleri gezerken özellikleri görmek güzel oluyo. mesela 9gag'e uzun süredir benim de düşündüğüm bir eksiklik olan paging'i çözmüşler. düşünüyodum zaten ulan benim aklıma geliyo sizin aklınıza gelmiyo mu. infinity scroll kavramını döşemişler ana sayfaya böylece artık aynı postları görmüyosun. facebook'taki newsfeed kafası. zaten 3-4 hafta önce back to the top butonu eklemişlerdi. mantık lazımdı ama bence stilini değiştiriler. fazla ilkel olmuş. fazla uğraşılmamış gibi o buton. neyse kes!
*böyle size de oluyo mu bilmiyorum ama bana genelde dolmuşta oluyo. böyle gece dışarı çıktığımın ertesi günü yaptıklarım böyle bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyo. ve salak salak sırıtıyorum. insanlar beni spastik zannediyo olabilir ama söz veriyorum değişim sadece utancımdan.
*ürdün'de bi tane antik şehir varmış bu transformers filminde olan. inanılmaz. ya bazen neredeyse uzaylılar yaptı diyesi gelio insanın. nasıl taştan böyle birşey yapmışlar çok iyi. böyle sanki adı perat'tı ama emin değilim.
*orduspor'da ali çamdalı çok iyi bir orta saha oyuncusu. dikkatli izlemek gerekir. antalya'daki emrah da öyle inanılmaz bir sol ayağı var. gençlerbirliği'deki soner'in de sol ayağı iyi ama halı saha oyuncusu gibi.
*mutlu olmak zor bişi.. öff neler anlatmak istedim, çoğunu unuttum ama işte böyle oldu. bi dahakine iyi not almaya çalışıcam. sağlıcıkla kalın sizleri seviyorum (kesin türkçem sıçmıştır yine sorry$)
*içtiğimin ertesi günü inanılmaz açıkıyorum. ne olsa yiyorum. yani gerçekten insatiable bi durum var. hani böyle gece dürümzade işkembe ayarı olur ya, benimki uyanınca da tam 24 saat sürüyo. çok ilginç.
*gaslamp killer diye ünlü bir dj varmış, evet tanımıyodum, ama tanıştık bizzat. komutan fotoğraf çekmem için telefonunu bana verdi, bir türlü beceremedim. yani olmadıkça da adam sürekli "baby with a shotgun" demeye başladı. e bu sefer ben kitlendim. deplasmandaki karabükspor ve fenerbahçe gibi oldum. o kadar üzüldüm ki, hala aklımda. ama gaslamp'ın arkadaşı phishhead çıktı ve fistbump yaptık mike gordona gideceğimi duyunca.
*the l word diye bi dizi, abi adamlar yapmış. çok iyi. sadece kızlar mızlar var diye değil, oyunculara böyle bağlanıyosun resmen[insert gay seal].
*iki senelik sözleşme imzaladığım kurum biraz beni korkutuyor. yani evet heyecanlıyım, bence çok güzel şeyler olacak ama çok uzadı artık geri dönüşüm. 2013 ağustos diyodum, ulan 2014 nisan oldu, napcaz şimdi? ha en azından şöyle bişey öğrendim, avusturlya'ya nitelikli göçmenlik başvuru bazlıymış. en kötü avusturlya veya yeni zelanda diyorum artık.
*saçlarımla oynama alışkanlığı artık çok net bir hastalık oldu. bir adam bile tutabilirim ben çalışırken gelsin saçımı ya tarasın veya oynasın. gerçekten bazen sokakta yürürken bile oynuyorum ve ne kadar gerizekalı göründüğümü bilmeme rağmen duramıyorum. kesin spastik gözüküyorum. ama işte insan doğası...
*biraz önce aylardır sinemaya gitmediğim için kaçırdığım captain america'yı izledim. abi ben kötü filmler seviyorum. seve seve izledim, heyecanlandım bile. avengers'ı bekliyorum artık. 24 nisan mı ne galiba. güzelmiş. bilgeadam kursumun son gününe gelmesi de jabası.
*sakallarım çok garip çıkıyo. her yerden karışık. zaten yeterince çıkmıyo
*uyuyamıyorum. sabah zor uyandım dedimki eve gidince nasıl uyurum ulan saat kaç oldu uyuyamıyorum. kahveden mi oluyo acaba. çünkü ellerim ve ayaklarım da çok üşüyo kahve içince. interesting.
*insanların hayatıma müdahele etmesinden nefret ediyorum. sana noluyo? kötüsü ve iyisiyle bu benim hayatım değil mi. insan üzülmeden gerçekten dibe vurmadan bazen öğrenemiyo. istediğimle konuşurum nolacak. hee belki bencil düşünüyorum çünkü başkaları da benim yüzümden üzülüyor olabilir ama onların problemi. ben herkesin karakter zaaflarını düşünüp hareket etmek zorunda değilim. kolektif düzeni zaten hiç sevmem. belki bu bencillik değil de saflıkta olabilir. herkesi hep benden zannederim. ama nerdeeee.. ama işte gün geliyo değerimiz anlaşılıyo
*böyle videolardan önce 30 saniyelik reklamlar olur ya. hepimiz nefret ediyoruz hemen x'e basıp çıkıyoruz. sırf trendyol'unkilerde hadise'cim var diye 30 saniyeyi de izliyorum. canım benim ya
*kendim topluluk içindeyken konuşmaya bayılıyorum ama başkası konuşmaya başlayınca sıkılıyorum. he yanlış anlaşılmasın, kesinlikle çok iyi dinlerim ve iyi de tavsiye verdiğimi düşünüyorum ama HİÇBİR zaman müdahele etmem. maço türk erkeği ayaklarına yatmam. "salak mısın" tarzı lafları da sadece tartışmalar da kullanırım. attention whore değilimdir umarım. herhalde bir sorunum var ki her zaman herkesin beni approve etmesini istiyorum, o yüzden de çok nadir hayır derim. bu tabii ki beni inanılmaz güzel yerlere taşıdı ve hayatımda hiçbir zaman unutulmayacak kişilerle tanıştırıdı ama aynı zamanda başıma bütün işleri de bu açtı. belki de hayat gibi işte. bardağın yarısı dolu yarısı boş
*kimseden nefret etmedim. gülerim geçerim ama yargılama değil
*haberleri artık sadece komedi olsun diye izliyorum. sadece. 10 haberden 6sı beni karamsarlığa kaptırıyo. artık gerçekten de umurumda değil. burda kimsenin değiştiremeyeceği ağır problemler var. usta ben gidiyim bence. belki bu yüzden yazılım tam benlik oldu. çünkü global ve standart. ve dünyasının içinde kayboluyosun. tam bana gereken o uyutma, stand-by hissini bana sağlıyo. sanki günler böyle akıp gidiyo ve etrafımdan izoleyim.
*sadece haberler değilde üniversitede hala aynı şeyler mi öğretilir yuh artık. koskoca master dersi lise'de ki business eğitimimle yetiniyorum. abi nasıl olur ya. ödevler quizler fazla basit. he tam benlik tabi ki ama artık benim için kolaya kaçmanın zamanı değil ki. benim derste öğreneceğim birşey çok önemli teknik şeyler öğretebilir. optimizasyon çok önemli.
*bu arada kendine yaşa falan muhabetti derken yanlış anlaşılmasın. intihar burada klasifikasyon dışı. bazı insanlar varki hayatımda onlar olmadan yapmayı düşünmek istemiyorum. elbet yapılır da neyse tamam uzatmıyım şimdi
*galiba şu an ağlıycam
*uzun süredir kullandığım bir pinterest diye site var. bana ilk kuzenim göstermişti. komutan da geçen oradan bişey paylaşmış galiba çok hoşuma gitti. zaten bu bob marley'nin bu byazının başlığına konu olan [bahsi geçen gönderme bu değil] lafını da ilk pinterest de görmüştüm. bari lafı da yazıyım gidip aramasın burayı okuyan 3 kişi. rakam educated guesstir. "some people feel the rain, other just get wet" 'nuff said
*site mite yazılım derken böyle başka siteleri gezerken özellikleri görmek güzel oluyo. mesela 9gag'e uzun süredir benim de düşündüğüm bir eksiklik olan paging'i çözmüşler. düşünüyodum zaten ulan benim aklıma geliyo sizin aklınıza gelmiyo mu. infinity scroll kavramını döşemişler ana sayfaya böylece artık aynı postları görmüyosun. facebook'taki newsfeed kafası. zaten 3-4 hafta önce back to the top butonu eklemişlerdi. mantık lazımdı ama bence stilini değiştiriler. fazla ilkel olmuş. fazla uğraşılmamış gibi o buton. neyse kes!
*böyle size de oluyo mu bilmiyorum ama bana genelde dolmuşta oluyo. böyle gece dışarı çıktığımın ertesi günü yaptıklarım böyle bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyo. ve salak salak sırıtıyorum. insanlar beni spastik zannediyo olabilir ama söz veriyorum değişim sadece utancımdan.
*ürdün'de bi tane antik şehir varmış bu transformers filminde olan. inanılmaz. ya bazen neredeyse uzaylılar yaptı diyesi gelio insanın. nasıl taştan böyle birşey yapmışlar çok iyi. böyle sanki adı perat'tı ama emin değilim.
*orduspor'da ali çamdalı çok iyi bir orta saha oyuncusu. dikkatli izlemek gerekir. antalya'daki emrah da öyle inanılmaz bir sol ayağı var. gençlerbirliği'deki soner'in de sol ayağı iyi ama halı saha oyuncusu gibi.
*mutlu olmak zor bişi.. öff neler anlatmak istedim, çoğunu unuttum ama işte böyle oldu. bi dahakine iyi not almaya çalışıcam. sağlıcıkla kalın sizleri seviyorum (kesin türkçem sıçmıştır yine sorry$)
Wednesday, March 7, 2012
Urban Hymns
Bazen hala kendimi Bitter Sweet Symphony'nin klibindeki gibi yurumeye calisirken buluyorum. Ama hangimiz en az bir kere denemedi ki? Let's be honest.
Bu arada The Verve- Urban Hymns de 90'larin en iyi albumlerinden. Yok lan 90'lari biliyormus gibi triplere girmeyelim. Ama cok iyi album beyler.
A Separation guzeldi bu arada. 'Janra'sina family-drama diyebiliriz, tipki The Descendants gibi. Tabi ondan cok daha iyi.
Soyle bir teorim vardi A Separation'i izleyince iyice guclendi. Eger Ataturk siki din dusmani ve ateist olmasaydi da, biraz daha muhafazakar olsaydi Turkiye su an Iran'in aynisi olurdu. Bu siyasi, kulturel ve ekonomik acidan gecerli.
Bir de firindan yeni cikmis sarki. Komutan'a ozel disclaimer: Solist bayan.
Bu arada The Verve- Urban Hymns de 90'larin en iyi albumlerinden. Yok lan 90'lari biliyormus gibi triplere girmeyelim. Ama cok iyi album beyler.
A Separation guzeldi bu arada. 'Janra'sina family-drama diyebiliriz, tipki The Descendants gibi. Tabi ondan cok daha iyi.
Soyle bir teorim vardi A Separation'i izleyince iyice guclendi. Eger Ataturk siki din dusmani ve ateist olmasaydi da, biraz daha muhafazakar olsaydi Turkiye su an Iran'in aynisi olurdu. Bu siyasi, kulturel ve ekonomik acidan gecerli.
Bir de firindan yeni cikmis sarki. Komutan'a ozel disclaimer: Solist bayan.
Friday, February 17, 2012
Playlist of the Week
Twitter'da yazdim The Kooks: kotu sarkisi olmayan grup diye, arkasinda da duruyorum.
The Kooks- Naive
Miles Kane- Take the Night From Me
Neyse- Siyah(Esved)
WU LYF- Spitting Blood
The Wombats- Here Comes the Anxiety
The Kooks- Naive
Miles Kane- Take the Night From Me
Neyse- Siyah(Esved)
WU LYF- Spitting Blood
The Wombats- Here Comes the Anxiety
Tuesday, February 14, 2012
Sevgililer Gunu Hayal Urunudur, Tek Gercek Omer Urundul'dur
Simdi bugun sevgililer gunu. Herkesinkini kutlayalim da canimi sikan bir kac mevzu var. Sevgililer Gunu’nden nefret eden, “ladies night” konseptli partiler yapan kizlar grubuna sesleniyorum. Evde oturup, chick flick izleyip, dondurma yiyerek kendi capinda bu gunu protesto eden kizlar, sevgilisi oldugunda onlara ayicik alip facebooka seni seviyorum diye status yapan kizlar ile ayni.
Bir de Eternal Sunshine of the Spotless Mind’cilar grubu var. “Valentine's Day is a holiday invented by greeting card companies to make people feel like crap” diye dolasan her bir bokta sisteme, kapitalizme bok atan tipler. Bu grubu da aynen ilk grup gibi sevgilileri olduklarinda ayni sekilde dusunmeye ve davranmaya davet ediyorum.
Bir de iclerinde benim de bulundugum bir grup var. Sevgililer Gunu’nu abartmadan, ufak bir hediye ve guzel bir yemekle kutlamak en iyisi arkadas. Sonucta karsi taraf bir seyler bekliyor, ve toplum da sizin birbirinize olan sevginizi, askinizi gormek istiyor. E sen de artistlik yapacagina karsi tarafi al bir yemege gotur olsun bitsin. Cok bayildigimdan degil ama ben de bu gruba giriyorum.
Sevgilier gunu dusmanlari ilk iki grubun da Anneler Gunu, Babalar Gunu, Yilbasi gibi gunlere nasil yaklastiklarini da oldukca merak ediyorum.
Heh bir de, Sevgililer Gunu’nde Silivri’ye gidip Aziz Yildirim’a asklarini gosteren bir grup var. Onlara saygi duymakla igrenmek arasinda uzun sure gidip geldikten sonra kendilerini kendi hallerine birakmaya karar verdim.
Bir de Eternal Sunshine of the Spotless Mind’cilar grubu var. “Valentine's Day is a holiday invented by greeting card companies to make people feel like crap” diye dolasan her bir bokta sisteme, kapitalizme bok atan tipler. Bu grubu da aynen ilk grup gibi sevgilileri olduklarinda ayni sekilde dusunmeye ve davranmaya davet ediyorum.
Bir de iclerinde benim de bulundugum bir grup var. Sevgililer Gunu’nu abartmadan, ufak bir hediye ve guzel bir yemekle kutlamak en iyisi arkadas. Sonucta karsi taraf bir seyler bekliyor, ve toplum da sizin birbirinize olan sevginizi, askinizi gormek istiyor. E sen de artistlik yapacagina karsi tarafi al bir yemege gotur olsun bitsin. Cok bayildigimdan degil ama ben de bu gruba giriyorum.
Sevgilier gunu dusmanlari ilk iki grubun da Anneler Gunu, Babalar Gunu, Yilbasi gibi gunlere nasil yaklastiklarini da oldukca merak ediyorum.
Heh bir de, Sevgililer Gunu’nde Silivri’ye gidip Aziz Yildirim’a asklarini gosteren bir grup var. Onlara saygi duymakla igrenmek arasinda uzun sure gidip geldikten sonra kendilerini kendi hallerine birakmaya karar verdim.
Istanbulgatory
tam Cem'lik şarkılar buldum
tracy bonham - whether you fall
sunny came home
$bu aralar çok yazı yazdığımdan başka bişey yazmak istemiyorum bu posta$
tracy bonham - whether you fall
sunny came home
$bu aralar çok yazı yazdığımdan başka bişey yazmak istemiyorum bu posta$
Sunday, February 12, 2012
Linsanity
Hep diyorlar ya bloglar gazeteciligi oldurdu, twitter da blogculugu oldurdu diye, simdi twitter'a falan gecince daha iyi anliyor insan. Hadi bakalim twitter'in sonunu kim getirecek onu merak ediyorum.
Cok enteresandir, yillardir dinledigim muzikler degisti, zevkim gelisti, genisledi ancak bu gece kendimi saatlerce Cilekes-Y.O.K albumu dinlerken buldum. Aciklanmasi zor bir mevzu ama bir Yetmiyor, Kendimden Geriye'den vazgecmek falan da zor galiba.
Hani lisede Mutullah'in Ogrenci Birligi Baskanligi adayligi vardi, kasmistik, propaganda yapmistik falan simdi aynisini benim universitede iki arkadas icin yapiyoruz. Secim kampanyasini yonetiyorum da universite olunca isler daha tasakli oluyor, daha kasiyor tabi, oyle Joga Manita uzerinden reklam yapmaya falan benzemiyor.
Hani bu arada Nba'de bir Jeremy Lin efsanesi var. Gercek hikaye, saka yapmiyorum, dun gece herifin kuzeniyle tanistim. Boyle disarida bir arkadasla Jeremy Lin muhabbeti yapiyorduk, karinin biri duydu, onun kuzeni burada diye cocugu getirdi, bildigin Lin'in aynisi. Muhabbet ettik cocukla telefonundan Jeremy'nin numarasini falan verdi, iki haftaya family reunionlari varmis, butun Taiwan'lilar toplanicaklarmis, biz de dedik bir selam cak kendisine Fantasy Basketball'daki puanlar icin tesekkur et. Tabi arayamadik Lin'i Lakers'a 38 sayi attiktan sonra mesguldur New York kizlariyla diye. Ama kuzeninden aldigimiz bilgiye gore, hayati boyunca hic sevgilisi olmamis ve cok dindar olmasi sebebiyle de boyle devam etme ihtimali yuksekmis.
Bakin boyle insider bilgiyi de kimse vermez size.
Gecen iki seneki gibi, yine Oscar adayi kisa filmleri izlemeye gittim sinemaya bugun. Tuba Atlantic diye Norvec yapimi bir film, ve Raju diye Alman-Hint yapimi iki kisa film vardi, firsat bulursaniz mutlaka izleyin derim.
Cok enteresandir, yillardir dinledigim muzikler degisti, zevkim gelisti, genisledi ancak bu gece kendimi saatlerce Cilekes-Y.O.K albumu dinlerken buldum. Aciklanmasi zor bir mevzu ama bir Yetmiyor, Kendimden Geriye'den vazgecmek falan da zor galiba.
Hani lisede Mutullah'in Ogrenci Birligi Baskanligi adayligi vardi, kasmistik, propaganda yapmistik falan simdi aynisini benim universitede iki arkadas icin yapiyoruz. Secim kampanyasini yonetiyorum da universite olunca isler daha tasakli oluyor, daha kasiyor tabi, oyle Joga Manita uzerinden reklam yapmaya falan benzemiyor.
Hani bu arada Nba'de bir Jeremy Lin efsanesi var. Gercek hikaye, saka yapmiyorum, dun gece herifin kuzeniyle tanistim. Boyle disarida bir arkadasla Jeremy Lin muhabbeti yapiyorduk, karinin biri duydu, onun kuzeni burada diye cocugu getirdi, bildigin Lin'in aynisi. Muhabbet ettik cocukla telefonundan Jeremy'nin numarasini falan verdi, iki haftaya family reunionlari varmis, butun Taiwan'lilar toplanicaklarmis, biz de dedik bir selam cak kendisine Fantasy Basketball'daki puanlar icin tesekkur et. Tabi arayamadik Lin'i Lakers'a 38 sayi attiktan sonra mesguldur New York kizlariyla diye. Ama kuzeninden aldigimiz bilgiye gore, hayati boyunca hic sevgilisi olmamis ve cok dindar olmasi sebebiyle de boyle devam etme ihtimali yuksekmis.
Bakin boyle insider bilgiyi de kimse vermez size.
Gecen iki seneki gibi, yine Oscar adayi kisa filmleri izlemeye gittim sinemaya bugun. Tuba Atlantic diye Norvec yapimi bir film, ve Raju diye Alman-Hint yapimi iki kisa film vardi, firsat bulursaniz mutlaka izleyin derim.
Subscribe to:
Posts (Atom)